Gebelik ile ilgili genel bilgiler5 – Dyadinnet.com
|
Gebelik ile ilgili genel bilgiler5
Dyadinnet.com Gebeliğin 7. ayından itibaren hafif şiddette, ara sıra gelen kasılmalar olabilir. Bunların olması normaldir. Bu kasılmalar, erken doğum ağrılarından ... |
Kaynak: gebelik - Google Haberler
Çoğul gebelik bebek ölüm riskini arttırıyor. – Milliyet
![]() Milliyet |
|
Kaynak: bebek - Google Haberler
Ne iyi gebelik resmi kitap?
Şu anda 6 hafta hamile (Yahoo!) Biraz daha sonra bir yıl boyunca koca ile denedikten sonra, nihayet kendimizi var hamile kaldım. Zaten bir çift kitaplar var. Ama şimdi içinde oluyor gelişim resimli bir kitap arıyorum. Annem ve ben bir kitap ne zaman biz ona ne gebelik ile olup bittiğini açıklamak için daha küçük olan kız kardeşim var. Bir çocuk kitabı değildir. Bazı gerçekten harika resimler ve bilgiler vardı. Eğer kimse herhangi bir iyi Yetişkin resmi kitap bebek gelişimi için, lütfen bana bildirin bilir. Teşekkürler.
Doğru embriyo seçimi ile sağlıklı gebelik – Ajans04. net – Agri News
![]() Ajans04.net - Agri News |
|
Kaynak: gebelik - Google Haberler
Gebelik ve Sinüzit Belirtiler ve Tedavisi
->
Gebelik ve Sinüzit
Kafa kemikleri içinde bulunan, iç yüzeyi mukoza ile örtülü hava dolu boşluklara sinus, bunların iltihabına ise sinuzit denir. Sinuzit, toplumda sık şikayet nedeni olan baş ağrısının sebepleri arasındadır. Çoğunlukla ilaçlarla, bazı durumlarda ise cerrahi müdahale ile tedavisi mümkündür.

Kafa kemikleri içinde dört çift sinus vardır. Birer çifti yanak kemiklerinde ve alın kemiğinde, diğer iki çift ise kafa kemiklerinin daha iç kısımlarında bulunur. Yanaklarda bunan sinusler piramit şeklindedir ve bir duvarı sert damak ve bazı dişlerle ilişkili olduğu için önemlidir. Diğer sinusler, çevrelerinden geçen kafa sinirleri ve göz etrafı ile yakın konumdadırlar. Bu nedenle iltihaplanması halinde ciddi komplikasyonlara yol açabilirler.
Kafa kemiği içindeki bu hava dolu sinuslerin, konuşurken ses rezonansını sağlamak, solunan havanın akciğerler için uygun hale gelmesine yardımcı olmak (havayı ısıtmak, soğutmak, nemlendirmek, temizlemek), kafatasının ağırlığını azaltmak, ani burun içi basınç artışlarında tampon görevi görmek gibi görevleri vardır.
SİNUZİT NASIL OLU?UR?
Sinuslerin normal fonksiyonunu görebilmesi için havalanması ve içindeki mukusun (sümüksü maddenin) düzenli olarak atılması-değiştirilmesi gerekir.
Sinuslerin içi, solunum yolunu döşeyen hareketli kirpiksi uzantılı hücrelerden oluşan epitel doku ve mukus üreten hücreler ile döşelidir. Epitelin üzerini ise mukus tabakası örter. Sinusler bir delikle burun iç-yan duvarına açılırlar. Hareketli kirpiksi uzantılar, üzerlerini örten mukus tabakasını hep aynı yöne hareketleriyle iterler. Hareket yönleri ise sinuslerin burun yan duvarına açılan deliğe doğrudur. Bu şekilde sinuslerin içi mukus ile dolmaktan kurtulmuş ve temizlenmiş olur.
?ayet sinus çıkışını tıkayan bir hadise, mukusun yapısında bozulma veya kirpiksi uzantıların hareketini engelleyen bir durum hasıl olursa, sinusların boşalması ve havalanması zorlaşır. Oksijensiz kalan ortamda kirpiksi uzantılar ve epitel hasar görür. Mukusun atılışı bozulur. Ortamın asiditesi değişir, mukus koyulaşır. Böylece mikropların kolayca yerleşebileceği bir ortam oluşur ve iltihap gelişir.
İltihap ve ödem ile sinus mukozası daha da kalınlaşarak sinus çıkış deliğinin tıkanıklığını artırır. Tıkanıklığın artışıyla birlikte kısır döngü devam eder. Tedavinin yapılabilmesi için bu kısır döngünün kırılması gerekir.
Kısır döngüyü başlatabilecek veya oluşumuna katkıda bulunabilecek bazı durumlar şunlardır: Alerjik rinit, astım, kirpiksi çıkıntıların aktivitesini zedeleyebilecek soğuk ve kuru hava, bağışıklık sistemi bozuklukları, burun polipi vb…
SİNUZİTİN BELİRTİLERİ NELERDİR?
Başa ğrısı: Genellikle yüz bölgesinde, burun köküne yakın bölgelerde ve göz çevresinde yoğunlaşır. Ağrı, etkilenen sinusün bulunduğu bölgeye göre yerleşim gösterebilir.
Burun tıkanıklığı: Hasta, sinuzit nedeniyle veya sinuzitin altında yatan sebep dolayısıyla burun tıkanıklığından yakınır.
Burun ve geniz akıntısı: Alerjik durumlarda su gibi beyaz burun akıntısı mevcutken, olaya bakterilerin eklenmesiyle sarı yeşil, koyu kıvamda burun-geniz akıntısı oluşur.
Ayrıca koku alamamak, ağız kokusu, ateş olabilir. Geniz akıntısının boğazda yaptığı tahrişle öksürük, boğazda yanma hissedilebilir.
Altta yatan alerjik bir hastalık varsa, burunda kasıntı, gözlerde sulanma olabilir. Özellikle çocukların geceleri ağzı açık uyumaları, horlamaları sinuzitin habercisi olabilir.
SİNUZİTİN TÜRLERİ
Akut Sinuzit: Belirtilerin 8 haftadan kısa sürdüğü sinuzit biçimidir. Başlıca belirtisi ağrıdır. Burun tıkanıklığı-akıntısı, ateş, koku almada bozukluk görülebilir. Genellikle virüsler olayı başlatır ve iltihap oluşumuyla sinus çıkış deliği tıkanır ve bakterilerin yerleşimi için uygun ortam oluşur. Akut sinuzit genellikle ilaç tedavisi ile iyileşir ve kalıcı mukoza hasarı bırakmaz.
Kronik Sinuzit: 8 haftadan uzun süren belirtilerin olduğu sinuzit biçimidir. Belirtileri akut sinuzitten daha hafiftir. Uzun süreli öksürük ve geniz-burun akıntısı şikayetler arasındadır. İlaç tedavisine rağmen mukozal değişiklikler normale dönmez.
TANI NASIL KONUR?
Hastanın anlattığı belirtiler, titiz muayene ve radyolojik bulgular ile hastalığın tanısı konur.
Direkt kafa röntgeni tanıyı doğrular, fakat tek başına sinuzitin olmadığı sonucunu vermez. Tedavinin takibinde faydalı olabilir. Burun endoskopisi, burun içinin ışıklı aygıtlarla direkt olarak görülebildiği bir yöntemdir. Bugün sinuzit tanısında en değerli radyolojik yöntem ise bilgisayarlı tomografidir.
TEDAVİ
Sinuzit tedavisinde öncelikle altta yatan sebebi ortadan kaldırmak gerekir. Ortam kuru ise nemlendirmek yardımcı olabilir.
Enfeksiyonun kontrolü amacıyla en az 10 gün uygun antibiyotik kullanılır. Mukoza ödemini azaltıp kısır döngüyü kırmak amacıyla dekanjestan adı verilen burun sprey veya damlaları kullanılabilir. Ancak bunlar uzun süreli kullanıldığında şikayetlerin geri dönmesine neden olurlar. Bu nedenle 5 günden fazla kullanılmamalıdırlar. Ayrıca cerrahi gereken durumlarda bugün endoskopik girişimlerle başarılı sonuçlar alınabilmektedir.
Sinuzit tedavi edilmediği takdirde, iltihap çevre dokulara ve hatta beyin içine yayılabilir. Özellikle göz çevresiyle yakın ilişki içindeki sinuslerin iltihabında, aradaki kemik dokuların zedelenmesiyle, göz çevresinde ödem, gözün ileri itilmesi, göz hareketlerinde kısıtlılık, görme kaybı oluşabilir. İltihabın gerek kan, gerekse direkt yayılımıyla beyine ulaşması, beyin apsesi, beyin dış zarlarında apse, menenjit gibi çok ciddi sorunlar doğurabilir.
Böylesi ciddi rahatsızlıklara meydan vermemek için sinuzitin tedavisi geciktirilmemelidir.
Gebelikte sinüzit tedavisi tapılırken mutlaka gebelikte kullanılması uygun olan ilaç tedavisi seçimleri ve kadın hastalıkları ve doğum hekiminin önerileri de dikkate alınması gerekir
Kaynak: Sağlık Ekibi Hastalık Bilgileri
Gebelik (hamilelik) ve miyom
->
miyom nedir?
Miyomlar uterus kasından kaynaklanan, kanserleşme olasılığı oldukça düşük olan ve bu nedenle “iyi huylu” olarak kabul edilen kitlelerdir. Kadınlarda oldukça sık olarak görülürler ve bu nedenle de gebelik döneminde de sık rastlanırlar. 100 anne adayından dördünde ultrasonda dördünde en az bir adet miyom saptanabilir. Miyomlar özellikle ilk gebeliğini yaşayan anne adaylarında daha sık gözlenir. Genellikle bir adet olmalarına karşın daha fazla sayıda da olabilirler. Anne adayının yaşı ilerledikçe gebelikte miyom görülme olasılığı da artar.

Miyomlar uterusta rahim iç tabakasıyla yakın komşulukta olabilirler (submüköz tip), tümüyle uterus kası içinde yerleşmiş olabilir (intramural tip), ya da tümüyle uterusun dış yüzeyinde yerleşmiş olabilirler (subseröz tip).
Miyomlar ender durumlarda gebe kalamama nedeni olabilecekleri gibi, daha çok gebelik esnasında ortaya çıkması muhtemel sorunlar açısından önemlidirler ve miyomu olduğu bilinen bir anne adayının daha yakın takibi gerekir.
Tanı gebe olunmayan dönemde yapılan bir ultrasonda konulabileceği gibi sıklıkla birinci trimesterde yapılan rutin ultrasonda konur. Özellikle arka duvar yerleşimli miyomların gebeliğin daha ileri dönemlerinde tanınması zordur.
>>ultrasonografide miyom görüntüsü
Miyomların gebelikte ortaya çıkardığı riskler nelerdir?
Gebelikte miyomların ortaya çıkardığı riskler ön planda uterus içinde bulunduğu bölgeye, ikinci planda miyomun büyüklük ve sayısına bağlıdır.
Özellikle submüköz veya intramural yerleşimli olanlar tekrarlayan düşüklere, erken doğum tehdidine, fetusun normal yerleşimi olan başaşağı dışında anormal bir pozisyonda yerleşmesine, plasentanın erken ayrılmasına (ablasyo), uterusun kasılmasını engelleyerek doğum sonrası kanamaya neden olabilirler. Yukarıda sayılan durumların çoğu sezaryan ile doğum gerektirdiğinden miyomu olan anne adaylarında sezaryanla doğum olasılığı artar.
Miyomlar östrojen hormonuna bağlı olarak gelişme gösterdiklerinden gebelikte artan östrojen salgısının etkisiyle büyümeye eğilimlidirler. Özellikle ilk tanı konuduğunda 6 cm. ve daha büyük olan miyomlar gebelikte daha çok büyüme eğilimi gösterirler.
Bazen hızlı büyüme neticesinde miyom yeterince beslenemediğinden dolaşımı aksar ve miyomda dejenerasyon (“bozulma”) denen durum ortaya çıkar. Bu durum kendini karında ve özellikle de miyomun bulunduğu bölgede ağrı şeklinde belli eder. Bu ağrı bazı durumlarda apandisit, plasentanın erken ayrılması ve erken doğum tehdidi gibi durumlarla karışabilir.
Miyomda dejenerasyon en sık 20-22. haftalar arasında görülür ve doğum eyleminin başlamasına neden olabilir.
Gebelik öncesinde miyom tanısı konması durumunda ne yapılır?
Gebelik döneminde en sık sorun yaratan miyomlar submüköz nitelikli olanlar olduğundan bu tür miyomlar saptandıklarında genellikle gebe kalınmadan cerrahi yolla çıkarılması tercih edilir. Bunun için histeroskopi (vajinadan ulaşım) ya da açık cerrahi (karın yolundan ulaşım) uygulanabilir.
İntramural ya da subseröz olanlar arasından ise özellikle bkanama ve diğer ciddi belirtilere neden olanlar ve büyük çaplı olanlar çıkarılmalıdır.
Miyom çıkarılması için uygulanan operasyonlar ameliyat sonrası yapışıklık ve buna bağlı olarak da tüplerde tıkanıklığa yol açabileceklerinden gebelik öncesi dönemde miyom operasyonu yapma kararı verilirken çok dikkatli olunur.
Daha önceki bir gebelikte miyoma bağlı olarak ortaya çıktığı düşünülen bir durumun varlığında (önceki gebelikte başka nedene bağlanamayan erken doğum, plasentanın erken ayrılması gibi), yeni bir gebelik öncesinde miyomun çıkarılması uygundur.
Gebelikte miyom tanısı konduğunda ne yapılır?
Gebelik döneminde miyom tanısı konmuş anne adayları tüm gebelik boyunca daha yakından takip edilir. Miyomu olan anne adayının her karın ağrısı şikayetini mutlaka doktoruna bildirmesi gerekir. Miyoma bağlı oluşabilecek istenmeyen durumların bebek ve anne adayına en az zarar verecek şekilde tedavi edilebilmesi açısından anne adayının bu konuda duyarlı olması önemlidir.
Gebelikte miyoma bağlı olarak oluşan en sık istenmeyen durum dejenerasyon (“bozulma”) ve buna bağlı olarak oluşan ağrıdır. Bu, yaklaşık %10 oranında gözlenir. Diğer ağrı nedenleri (apandisit, plasentanın erken ayrılması (ablasyo), erken doğum tehdidi gibi) de araştırıldıktan sonra, dejenerasyona bağlı olduğu düşünülen ağrı, ağrı kesici ile tedavi edilir. Bölgesel ısı ya da buz tatbiki de yardımcı olur.
Devam eden bir gebelikte miyom çıkarma operasyonları çok ender olarak uygulanırlar.
Doğum kanalını tıkayan ya da uterusun kasılmasını engelleyerek eylemi yavaşlatan miyomların varlığında sezaryan gerekir, sezaryan esnasında miyomun alt segmenti kapattığı gözlendiğinde bebek rutin olarak uygulanan yatay kesiyle değil klasik uterus insizyonuyla (dikey kesiyle) çıkarılır.
Daha önceden miyom operasyonu geçirmiş tüm anne adaylarında özellikle çok şiddetli ağrı ve diğer bulguların varlığında düşük bşr olasılık olsa da uterus rüptürü (uterusun yırtılması) de ayırıcı tanıda düşünülmelidir.
Sezaryan operasyonu esnasında miyom çıkarılması aşırı kanamaya neden olabileceğinden tercih edilmez.
Daha önce miyomektomi operasyonu (miyom çıkarılması) geçirmiş anne adaylarında doğum şekli nasıl olmalıdır?
Operasyon esnasında uterusun iç tabakası hasar görmüşse normal doğumda oluşan uterus kasılmalarında uterusun yırtılma riski söz konusu olabileceğinden sezaryan ile doğum tercih edilir. Diğer durumlarda anne adayı normal doğum yapabilir, ancak uterusta yırtılma düşündüren en ufak bir bulguda bile sezaryana dönülebileceğini bilmelidir.
Kaynak: Sağlık Ekibi Hastalık Bilgileri
Gebelik ve Egzersiz
Kadının yaşamında en çok stres yaratan durumların başında gebelik gelir. Gebelik hem psikolojik hem de fiziksel olarak kadında çok büyük değişikliklere neden olur. Bu 280 günlük dönemde yapılacak egzersizler hem genel sağlık açısından hem de doğuma hazırlık açısından oldukça önemlidir.Gebelikte egzersize başlamak için genelde yapılanın aksine son 3 ayı beklemek ...
Gebelik Testleri
Hamile olup olmadığınızı en erken anlamanın yolu gebelik testi yaptırmaktır.
4 günlük döllenmiş yumurta, insan koryon gonadotropini (hCG) denilen bir hormon salgılamaya başlar. Bu hormon vücut suyunda vücudun dokularına yayılır. Başlangıçta kanda bulunabilir, kısa bir süre sonra ise idrarda teşhis edilebilir.
Gebelik testlerinin çoğu, kan örneğinden daha kolay alınan idrar örneği ile ...
Gebelik ve Saç Boyama
Hamile kadınların en büyük sıkıntılarından birtanesi de gebelik sırasında alınan ilaçlar, karşılaşabilecekleri radyoaktif ışın veren cihazlar ve kimyasal maddelerdir. Bu kimyasal maddeler, solunum yoluyla, ağız yoluyla veya tensel temas ile alınabilirler. İlaçların içerisindeki reçetelerde kullanılacak olan ilacın gebe bir kadın tarafından kullanılıp kullanılamayacağı veya kullanılmasındaki kar zarar hesabının hekime danışılması ...
GEBELİK SORUNLARI
Gebelik, bir kadın için hayatının en güzel ve en özel dönemidir. 9 aylık gebelik süresi sonunda, bebeğini kucağına alan kadının mutluluğu görülmeye değer. Ama, her kadın gebelik süresi keyifli geçiremeyebilir. Gebelikte yaşanabiı sıkıntılardan bahsetmek istiyoruz, bu yazımızda.
Gebelikte bir çok sorunla karşı karşıya kalınabilir. Bunlardan bazıları ;
DIŞ GEBELİK : Döllenen yumurtanın rahim dışında bir yere yerleşmesi sonucu meydana gelen bir durumdur. Her yüz gebeden birinde görülebilir. Çok önemli olna bu durum müdehale edilmez ise ölümle bile sonuçlanabilir. Cerrahi müdehale gerektiren bir durumdur.
DÜŞÜK TEHLİKESİ (ABORTUS) : Oluşan gebeliklerin hepsi doğum ile sonuçlanmaz. Doğum ile sonuçlanan gbelik oranı yaklaşık olarak % 25tir. Bir çok nedene bağlı olarak gebeliğin ilk dönemlerinde düşük olabilir. En önmeli belirtisi az miktarda leke tarzında kanama, karın ve kasıklarda ağrıdır. Bu durumda hemen bir hekime baş vurarak gerekli muayene ve tetkikler yaptırılmalıdır. Ve hekimin gerek görmesi halinde gebelik sonlandırılmalıdır.
GEBELİKTE HİPER TANSİYON: Gebelikten önce hiper tansiyon problemi olmayan bazı gebe kadınlar, özellikle gebeliğin son üç ayında yüksek tansiyon problemi yaşayabilirler. Bu durum dikkatle takip edilmeli ve kan basıncı kontrol atına alınmalıdır.
DÜŞÜK TANSİYON VE BAYILMA : Gebelikte kan basıncı normal olarak düşük seyreder. Bu sebeplerle gebe de baş dönmesi ve halsizlik hatta bayılmalar meydana gelebilir.
AŞIRI BULANTI (EMEZİS) VE KUSMA : Gebeliğin özellikle ilk 4 ayında bir çok kadın aynı sorunla karşılaşır. Nadir de olsa gebeliğin tamamı boyunca bu şikayetleri devam eden kadınlar da vardır tabiki. Gebeliğin ilk haftalarından itibaren düzenli bir hekim kontrolüne girmek ve hekimizin tavsiyesi ile bu tür şikayetleri azaltıcı ilaçlar kullanmak biraz olsun rahatlamanızı sağlayacaktır.
SIK İDRARA ÇIKMA: Gebeliğin ilk 3 ayında ve son 3 ayında çok sık idara çıkme gereksinimi duyulur. Bunun bunun nedenivücuttaki su hacminin artması ve vücutta bulunan toksinlerin daha hızlı atılması için böbreklerin fazla çalışmasıdır.Büyüyen Uterus’un mesaneyi geriye doğru itmesi, idarar yolu enfeksiyonları nedeniyle mesane duvarının hassas bir hale gelmesi de diğer sebepler olarak sıralanabilir. Ama 4. aydan itibaren uterus karının yukarı kısmına doğru çıktığından mesane üzerindeki baskı azalır ve sık idrara çıkma hissi azalır.
İDARA YOLU ENFEKSİYONLARI : Kısaca mesanenin iltihaplanması ve daha ileri boyutlarda diğer üriner sistemlerin iltihaplanması anlamına gelir. Gebelikte idrar yolu enfeksiyonu meydana gelmesinin en önemli sonucu erken doğuma sebep olabilmesidir. Eğer sık idrara çıkma, idrar yaparken yanma ve ağrı gibi şikayetleriniz varsa hekiminize giderek gereken tedaviyi en kısa zamanda almanız gerekir.
KAN UYUŞMAZLIĞI : Gebelikte kan uyuşamazlığı annenin kan grubunun Rh(-) negatif, babanın kan grubununRh (+) olması durumunda meydana gelir. Doğan bebeğin kan grubu Rh (+) olması gebelik veya doğum sırasında bebek kanının anne kanına karışması ve bu durumda yabancı bir kan grubu ile karşılaşan annenin bağışıklık sisteminin devreye girip yabancı kana karşı antikor üretmesi gerekir. Daha önceden yanlış kan nakli veya düşük gibi durumlarla vücut tarafından antikor oluşmadığı takdirde genellikle ilk gebeliklerde bebekte problem olmaz. Çünkü uyarılma olup antikor oluşuncaya kadar gebelik sonlanır. Çoğunlukla da uyarılma doğumda bebekten anneye kan geçişi ile olur. Doğumdan sonra bu uyarılma önlenemezse daha sonraki gebeliklerde vücut bu yabancı kanı görünce hatırlar ve hemen savunma silahını devreye sokarak bebek kan hücrelerini tahrip etmeye başlar.
GEBELİKTE DİYABET : En belirgin özellikleri idrar tahlilinde ketona rastlanması, çok su içme,sık idrara çıkma , bulantı, bulanık görmedir. Gebeliğin belirli haftalarında yapılan şeker yükleme testi (Oral Glukoz Tölerans Testi) ile bu durum belirlenebilir.
UNUTKANLIK : Hormonal dengelerin değişmesiyle bazı gebe kadınlarda görülen bu sorun bebeğin doğumundan sonra hormon düzeyinin tekrar normale dönmesi ile düzelir.
İDRAR KAÇIRMA : Gebelik nedeniyle böbreklerden süzülen kan miktarının fazla olması sık idrar hissi uyandırır. Rahimin büyümesiyle birlikte mesanede bir baskı oluşur ve geriye doğru gider. Yrıca sfinkterde görevini iyi yapamaz duruma gelebilir. Bu sebeple gebelikte sık karşılaşılan bir durum olarak idrar kaçırma sorunu yaşanabilir.
Bunlar İlginizi çekebilir
Kaynak: Cilt bakımı | Bitkisel cilt bakımı | Cilt bakımı maskeleri
Gebelik depresyonu bebeğe yansıyor
bebeğe yansıyor" width="150" height="150" title="Gebelik depresyonu bebeğe yansıyor" />
Hamilelik depresyonunun, doğan çocuğun ileride şiddete eğilimli olmasına yol açabildiği ortaya çıktı.Cardiff ve Bristol üniversiteleriyle King’s College London’dan bilim adamlarının araştırmasına göre, hamilelikte depresyona giren kadınların ergenlikte şiddete meyilli çocuk doğurma ihtimali 4 kat daha fazla.Bu bağlantının, kadın doğum yaptıktan sonra depresyona girmese bile geçerli olduğu belirtildi. Daha önce yapılan araştırmalar, doğum sonrası depresyonun çocuğun davranışlarını etkileyebileceğini ortaya koymuştu.
Ancak doğum öncesi depresyonla çocuğun davranışı arasındaki bağlantıyı ortaya koyan yeni araştırma, bu alanda yapılan ilk çalışmalar arasında bulunuyor. Bebek bekleyen kadınların yüzde 10 ila 15′nin depresyondan mustarip olduğu tahmin ediliyor.
Telegraph’ın haberine göre, araştırma 120 kadın arasında yapıldı. Kadınlarla gebelik döneminde, doğum sonrasında ve çocukları 4, 11 ve 16 yaşlarındayken görüşüldü.
Araştırma sonunda, hamileliklerinde depresyona giren kadınların çocuklarının 16 yaşında şiddete meyilli olması durumunun 4 daha fazla olduğu belirlendi.
Çocukların, diğer türde anti sosyal davranışlar gösterme olasılığının da daha fazla olduğu ortaya çıktı.
Astım ve Gebelik
Astım mutlak tedavisi bulunmayan solunum sisteminin kronik bir hastalığıdır. Astımlı kişilerdeki en önemli değişim solunum yollarında görülen iltihap yani enflamasyondur. Bu mikrobik bir olay olmayıp solunum sistemini oluşturan yapıların şiş ve kızarık olması şeklinde basitleştirilebilir. Bu enflamasyon hava yollarını astım ataklarına neden olan ya da başlatan dış etkenlere karşı çok daha duyarlı hale getirir.
Normal soluk alma sırasında hava önce burundan geçer. Hava burada ısınır, nem oranı artar ve yabancı küçük maddelerden temizlenir. Alınan hava daha sonra gırtlaktan geçerek trakea adı verilen soluk borusunua girer. Trakea akciğerlere girmeden önce ikiye ayrılır ve bunlar sağ ve sol bronkus olarak adlandırılır. Bronkuslar daha sonra giderek incelen binlerce hava yoluna ayrılır ve bunlar da bronşiyoller olarak isimlendirilir.
Astımda genellikle etkilenen kısım işte bu bronşiyollerdir. Astımlı bir kişi atakları başlatan herhangi bir etkenle karşılaştığında aşırı hassas hava yolları daha da şişer, enflame olur ve daralır. Sonuçta akciğerlere giren ve çıkan hava akımında bir tıkanıklık meydana gelir ve kişinin soluk alıp vermesi güçleşir.
Kaç çeşit astım vardır
Astım kronik bir hastalıktır. Zaman zaman iyileşmiş gibi görünebilir ve ataklar çok uzun süre ortaya çıkmayabilir. Ancak hava yollarında kronik enflamasyon olduğundan herhangi bir dönemde yeniden alevlenebilir. Temel olarak 2 tür astım varlığından söz edilebilir.
Alerjik astım: Genelde çocuklarda ve ergenlik çağındaki kişilerde görülür. Alerjiye neden olabilen herhangi bir madde örneğin hayvan tüyü, ev tozu bu atakların başlamasına yol açabilir. Genelde 35 yaşından önce ortaya çıkan astım hastalığı alerjik türdedir.
Alerjik olmayan astım: Bu tür astım daha ziyade orta yaştaki kişilerde görülür. Astım atakları egzersiz, soğuk hava, üst solunum yolu enfeksiyonları gibi faktörlerce tetiklenir ve ortaya çıkar. Astım ataklarından alerjik mekanizmalar sorumlu değildir.
Astım atağı nedir?
Astım atağı zaten aşırı duyarlı olan hava yollarının gösterdiği reaksiyon sonrasında ortaya çıkan solunum sıkıntısı olarak özetlenebilir. Alerjik ya da başka bir nedenle hava yolları daralınca hava akımları zorlaşır. Bu daralmanın 3 temel nedeni vardır.
Hava yollarını çevreleyen kasların kasılması
Hava yollarını döşeyen dokuların şişmesi
Hava yollarında normal olarak üretilen salgılar (mukus, balgam) dışarı atılamadığı için buraları tıkaması
Astım bulguları çok hafif ya da çok şiddetli olabilir. Bazı kişilerde sadece mevsimsel alevlenmeler görülürken, bazılarında sadece egzerszi sonrası ya da alerjik bir maddeyle karşılaşılmasını takiben ortaya çıkabilir. Bazılarında ise olay çok daha kroniktir ve hemen hergün bulgular görülebilmektedir.
Hava yolları daralıp tıkandıkça soluk alıp vermek ve havayı buradan geçirebilmek için daha fazla efor harcanması gerekir. Hava daralmış bir alandan geçerken ıslık benzeri bir ses çıkmasına neden olur. Bu ses astım ataklarında tipiktir.
Astım ataklarında en sık karşılaşılan yakınma ve bulgular şunlardır:
Öksürük: Öksürük çok sık karşılaşılan ancak kolaylıkla atlanabilen bir astım bulgusudur. Genelde astım dışında başka bir soruna bağlanır. Genel kural olarak sağlıklı kişiler boğazlarında birşey olmadığı ya da soğuk algınlığı gibi enfeksiyonlara yakalanmadıkları sürece öksürmezler
Wheezing: Daralmaya bağlı olarak görülen ıslık sesi wheezing olarak adlandırılır. Astım için tipiktir.
Göğüs sıkışması: Daralmış hava yollarından havayı geçirebilmek için daha fazla efor gerektiğinden pekçok astımlı kişi göğsünden rahatsız edici bir his ve daralma tanımlar.
Nefes darlığı: Bazı kişilerce hava açlığı olarak tanımlanan ve sanki alınan nefes yetmiyormuş hissini uyandıran durumdur.
Mukus üretimi: Pekçok astımlı kişide kalın ve aşırı miktarda balgam üretimi vardır. Bu mukus solunum yollarını tıkayarak öksürüğe neden olur.
Çoğu zaman astım bulguları geceleri ya da sabahın ilk saatlerinde şiddetlenmektedir.
Uzun yıllardır astım ile yaşayan kişiler atakları nelerin tetiklediğini az çok bilirler. Öte yandan bir astım atağı çoğu zaman ortaya çıkmadan önce belirtiler verir. Kişinin hastalığını iyi tanıması ve bu belirtilere dikkat etmesi atak gelmeden önce önlem alabilecek zamana sahip olmasını sağlar.
Astım tehlikeli bir hastalık mıdır?
Astım atakları çoğu zaman hafif ya da orta şiddette görülür ve ilaçlara kolay cevap vererek birkaç dakika ile birkaç saat arasında düzelir. Ancak bazı ataklar rutin ilaçlara cevap vermeyebilir ve acil müdahale gerektirebilir. Bu tür şiddetli ve uzun süren ataklar hayati tehlike doğurabilir.
Astımın iyi kontrol edilmesi ne demektir?
Astım kesin tedavisi olmayan kronik bir hastalıktır. Bu nedenle tüm tedavi girişimlerinde amaç iyi astım kontrolü sağlamaktır. Burada kastedilen uzun süre ataksız dönem geçmesini ve atak varlığında biran önce normale dönmesini sağlamaktır.
İyi astım kontrolünün hedefleri şunlardır:
Wheezing, öksürük ve nefes darlığının olmaması
Gece uykusunun astım atakları ile bölünmemesi
Egzersiz ve günlük aktivitelerin sorunsuz yapılabilmesi
Atakları rahatlatan ilaçların haftada üç kereden az kullanılmasının sağlanması
Hamilelik ve astım
Astım hamilelikte en sık karşılaşılan sistemik kronik hastalıklardan birisidir ve tüm hamilelerin %4-7’sinde görüldüğü kabul edilmektedir. Bununla birlikte hayatı tehdit edecek şekilde şiddetli astım atakları çok daha nadir olarak %0.05-2 arasında görülür. İyi kontrol edilmediği taktirde hem anne adayında hem de bebekte ciddi sorunlara neden olabilir. Astım daha önceden var olabileceği gibi ilk kez hamilelik sırasında da ortaya çıkabilir.
Hamilelikte solunum sisteminde ortaya çıkan fizyolojik değişiklikler
Hamilelik dönemi tüm vücut sistemlerinde olduğu gibi solunum sisteminde de bazı değişikliklere neden olur. Bu değişikliklerin hemen hepsi normal kabul edilir ve vücudun gebeliğe uyumu için gereklidir.
Özellikle son dönemlerde genel ödeme paralel olarak ve östrojen hormonunun etkisiyle solunum yollarında da ödem ve şişlikler olur. Bunun sonucunda burun tıkanıklığı, akıntı, horlama ortaya çıkabilir.
Rahim büyüdükçe diyafram kasını yaklaşık 4 cm yukarı iter ve göğüs çapı artar. Progesteron hormonu ise akciğer kapasiteleri üzerinde değişikliğe neden olur. Buna bağlı olarak hamile bir kadın daha hızlı soluk alıp verir ve kandaki oksijen ve karbondioksit oranları değişir.
Tüm bu değişimler hamile kadınlarda daha kolay ve şiddetli solunum yetmezliği ortaya çıkmasına zemin hazırlar.
Gebeliğin astım üzerindeki etkileri
Astım gebelik döneminde değişken bir seyir izler. Genel olarak hastaların 1/3′ünde hastalığın seyrinde düzelme, 1/3′ünde kötüleşme saptanırken geri kalan üçtebirlik kısımda herhangi bir değişiklik gözlenmez.
Hastalık genelde gebeliğin son dönemlerinde düzelme eğilimi gösterir ve akut atakların sıklığı azalır. Bunun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte progesteron hormonundaki değişimlerin neden olduğu düşünülmektedir.
Akut ataklar en sık gebeliğin 24. haftaları civarında görülürken ortaya çıkan değişimler doğumdan 3 ay kadar sonra gebelik öncesi haline döner.
Genel olarak eğer astım hamilelikten önce kötü ve şiddetli ise hamilelik sırasında daha da şiddetleneceği öngörülebilir. İkinci ya da daha sonraki hamileliklerini yaşayanlarda ise ilk hamilelikte ortaya çıkan değişikliklere benzer değişimler beklenmelidir.
İlginç olarak kız bebek bekleyenlerde astımın şiddetlendiği ileri sürülmektedir.
Astımın gebelik üzerindeki etkileri
Astımın gebe kadın ve karnındaki bebeği üzerindeki etkileri değişkendir. İyi kontrol edilen bir astım varlığında hem anne adayı hem de bebekte sorun çıkma olasılığı oldukça düşüktür. Öte yandan iyi kontrol edilmeyen olgularda ortaya çıkan istenmeyen etkilerin altında yatan temel sebep yan etkilerinden çekinerek yetersiz ilaç kullanılmasıdır. Bu oldukça yanlış bir yaklaşımdır çünkü astım ilaçları gebelikte güvenli olarak kabul edilen maddelerdir.
İyi kontrol edilemeyen astım anne adayında
bulantı ve kusmalarda
Vajinal kanama görülme sıklığında
Gebeliğe bağlı hipertansiyon görülme riskinde
Anne ölümlerinde
artışa neden olabilir.
Bebeklerde ise
Erken doğum
Büyüme geriliği
Düşük doğum ağırlığı
Kronik hipoksi (oksijen yetersizliği)
Anne karnında ölüme
neden olabilmektedir.
Tedavi
Astımlı bir hamilelinin tedavisi hamile olmayanlardan çok farklı değildir ve genelde aynı tür ilaçlar kullanılır. Astım tedavisinde kullanılan ilaçların gebelik ve bebek üzerinde zararlı etkileri gösterilmemiştir ve bu nedenle güvenli olarak kabul edilirler. Asıl korkulması gereken kontrol edilemeyen astımın neden olduğu bebekteki zararlı etkilerdir.
Astım tedavisinde amaç en iyi solunum fonksiyonuna ulaşarak ataksız bir dönem sağlamaktır. Tedavide genel prensipler ise mümkün olan en az sayıdaki ilacın kullanılması, optimal solunum fonksiyonunun sağlanması, havayolu iritanlarından kaçınılması, astımı alevlendiren üst solunum yolu enfeksiyonları, sinüzit ve reflünün tedavi edilmesidir.
Gebelerde astım tedavisinin amacı hipoksi yani oskijen azlığına neden olan atakların önlenmesi ve ideal solunum fonksiyonunun sağlanarak bu hipoksinin bebeğin gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerinin engellenmesidir.
Tedavide belki de en önemli faktör hasta eğitimi ve bilinçlendirmedir. Öte yandan hastalığın ve gebeliğin solunum sisteminde neden olduğu değişimler sık aralıklarla yapılacak olan solunum fonksiyon testleri ile değerlendirilmeli, hastaya göre tadavi dozu ve şeması belirlenmelidir. Doktorunuza haber vermeden ilaç dozlarını değiştirmeniz olumsuz etkilerin ortaya çıkma riskini arttıracaktır.
Astım ataklarını tetikleyen ev tozu, küf, mantar, evcil hayvanlar, sigara dumanı, kirli hava, kokular, yiyecek katkı maddeleri gibi alerjenlerden kaçınmak ilaç gereksinimini de en alt düzeye indirecektir.
Gebe kalmayı planlayan bir kadında ise önceden astım kontrol altına alınmalıdır.
Bebekte astım ortaya çıkması
Astım hastası anne adaylarının en büyük endişelerinden birisi de bebeklerind ede bu hastalığın ortaya çıkma olasılığıdır. Yapılan araştırmalar astımlı annelerden dünyaya gelen bebeklerin %20’sinde bu hastalığın görüldüğünü ortaya koymaktadır. Bu oran genel popülasyonda görülen oranın çok üzerindedir. Ancak anne sütü ile besleme, alerjen faktörlerden kaçınma, bebeğin bulunduğu ortamda sigara içmeme gibi basit önlemler bu oranların azaltılmasında yardımcı olabilmektedir.
KAYNAKLAR
Anderson HR, Butland BK, Strachan DP. Trends in prevalance and severity of childhood asthma. Br Med J 1994; 308: 1600-1604.
Hernandez E, Angell CS, Johnson JWC. Asthma in pregnancy-current concepts. Obstet Gynecol 1980; 55: 739-744
Ortega CD, Busse W. Spesific problems-asthma in pregnancy and menses. Manuel of Asthma Management’da Ed. O’Bryne PM, Thompson NC. Londra, WB Saunders, 1995; 653-671.
Schatz M. Asthma during pregnancy: interrelationships and management. Ann Allergy 1992; 68: 123-133.
Tetikkurt C. Asthma in pregnancy. CerrahpaÅŸa J Med 2001; 32 (1): 60-67
White RJ, Coutts I, Gibbs CJ, MacIntyre C. A prospective study of asthma during pregnancy and the puerperium. Respir Med 1989; 83: 103-106.
Kaynak: Sağlık Sorunları
Boş Gebelik – Su Gebeliği
Halk arasında su gebeliği olarak da adlandırılan bu durumda gebelik kesesini oluşturan zar ve plasenta oluşurken bu yapıların içinde bir bebek bulunmaz.
Tanısı ultrasonda embryo ve kalp atımları görülmesi gereken haftalarda kesenin boş olarak izlenmesi ile konur. Erken gebelikte konulan bir tanı olduğu için bazı özel durumlara dikkat etmek gerekir. Özellikle ...

